Bireysel Emeklilik Sistemi'nin (BES) başlangıcı, 2001 yılında Türkiye'de finansal geleceği güvence altına alma amacıyla atılan önemli bir adım olarak öne çıktı. Bu sistemin hayata geçişinde, devletin katkı verme taahhüdü, özellikle vatandaşları teşvik eden bir unsur oldu. İlk dönemlerde, Sisteme katılım konusunda endişeler yaşayan vatandaşlar, inançsızlıkları sebebiyle karar vermekte zorluk çektiler. 2008 yılında, bu sistemin işleyişine ilişkin bilgileri toplamak üzere gerçekleştirdiğim sokak röportajlarında, halk arasında BES'e dair farkındalığın oldukça düşük olduğunu gözlemledim. Özellikle Kadıköy gibi yoğun bir bölgede, bir esnafın “İki tane yaptırdım; birini emekli olunca alacağım, diğerini ise çocuğuma bir yatırım olarak bırakacağım,” şeklinde bir cevap vermesi, sistemin potansiyeline dair umut verici bir yaklaşım sergiliyordu.
Devlet Katkısı ve Güven Sorunları
Devletin sağladığı yüzde 25'lik katkının duyulması, birçok insan için sistemin cazibesini artırıcı bir unsur olarak öne çıktı. Ancak, bu katkının varlığı bile bazı bireyler üzerinde para yönetimi ve yatırım konusundaki güvensizliklerinin üstesinden gelinmesine yeterli olmadı. Bir başka röportajda yanıt veren bir vatandaş, "Bana söylenenlerin aksine ben paranın nerede tutulduğuna dair bir bilgi sahibi değilim. Takasbank'ta saklansa bile, ben bu sisteme güvenmiyorum," demişti. Bu tür tereddütler, bireylerin finansal okuryazarlık seviyeleriyle doğrudan bağlantılıydı. Böylece, bireysel emeklilik sistemine katılımı etkileyen etkenlerin çok boyutlu olduğu anlaşıldı. Sistemin sürdürülebilirliğini sağlamak ve bireylerin güvenini kazanmak için daha fazla şeffaflık ve bilgilendirme gerekliliği ortaya çıkıyor.
Farkındalık ve Eğitim İhtiyacı
Bireysel Emeklilik Sistemi'nin etkin bir şekilde işlemesi için, toplumda farkındalık oluşturmak son derece önemli bir hale gelmiştir. Özellikle finansal eğitim programlarının düzenlenmesi, kritik bir ihtiyaç olarak görülüyor. Yapılan araştırmalar, bireylerin emeklilik planlaması yaparken, ne kadar bilinçli olduklarını ortaya koymaktadır. Sistemi tanıyan ve güvenen birey sayısı arttıkça, katılımcı sayısının da yükselmesi kaçınılmaz olacaktır. Farkındalık yaratılabilmesi için, medya ve sosyal platformlar üzerinden yapılacak kampanyalar büyük rol oynamaktadır. Eğitim programları aracılığı ile, bireyler finansal süreçleri daha iyi anlama fırsatı bulacak ve güven duygusu artacaktır. Eğitim ve bilgilendirme konusunda atılacak adımlar, bireysel emekliliğe olan ilgiyi artırmakla kalmayıp, aynı zamanda sağlam bir temel oluşturacaktır.
Sistem güvenilirliği, daha önceki dönemde büyüyerek çok önemli bir aşamaya geldi. Sigorta şirketleri, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) aracılığıyla elde ettikleri komisyonların düşürülmesine rağmen, sisteme olan desteklerini sürdürdüler. Katılım paylarının artması ile birlikte, bu durumdan hem katılımcılar hem de aracı şirketler yararlandı. Aynı zamanda, fonların büyümesi Türkiye ekonomisi için önemli avantajlar sağladı. Devletin sağladığı yüzde 25'lik katkı, vatandaşlar üzerinde önemli bir güven duygusu oluşturmuştu. Ancak, ekonomik zorlukların artmasıyla birlikte fon ihtiyacı da büyüdü ve bu katkı süresi yüzde 30’a yükseldi. Bu değişiklikten sonra sistem hızlı bir büyüme göstermiştir ve günümüze kadar gelmiştir.
Devlet Katkısında Düşüş
Yeni yıl itibarıyla devlet katkı oranının yüzde 20’ye düşürülmesi, birçok katılımcıda endişeye sebep oldu. Öncelikle, kademeli bir düşüş olsaydı, belki katılımcılar bu oranı daha kabullenilebilir bulacaktı. Ancak, devlet katkısının aniden yüzde 20'ye çekilmesi, birçok insanın aklında soru işaretleri oluşturdu. Özellikle çevremdeki arkadaşlarım, bu durumun birikimlerini alırken bir sorun yaşayıp yaşamayacakları konusunda endişelerini dile getirmeye başladılar. "Bugün bu kadar düştüyse, yarın öbür gün birikimimi alırken sorun yaşar mıyım?" gibi sorular sıkça sorulmaya başlandı.
Bireysel Emeklilik Sistemi'ne Güven
Bu tür endişelere karşı, kendilerine piyasalardaki gelişmeleri ve sistemin güvenilirliğini hatırlatmaya çalıştım. Enflasyonun düşüş trendinde olduğunu ve mevcut yüzde 20’lik devlet katkı oranının iç piyasada hâlâ oldukça cazip olduğunu belirttim. Fonların getirilerini de hesaba kattığımızda, bu sistemin diğer yatırım araçlarından çok daha iyi getiriler sunduğunu ifade ettim. Ayrıca, katılımcıların paralarının Takasbank gibi güvenilir bir yerde korunduğunu vurguladım. İsteyenlerin, sistemden ayrıldıklarında birikimlerini eksiksiz bir biçimde alabileceklerini belirttim. Ancak bu son kararın, sisteme etkisini anlamak için biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu ifade ettim.